13 Mayıs 2015 Çarşamba

Veee perde!
Vazgeçtim gönül işlerinden, sabahlara kadar deli divane bir o yana bir bu yana dönmekten.
Vazgeçtim artık şarkı tutmaktan, papatya fallarından ve 11:11de gözlerimi kapatıp dilek tutmaktan.
Dudağımdaki uçuğu ondan saklamaya çalışırken utanmamdan vazgeçtim.
Yüzüne bakarken ateş basan yanaklarımda açan güllerden vazgeçtim.
Burda olsa şimdi başımı omzuna dayardım diye ah çekmelerden de vazgeçtim.
İyi bir kadın olmaktan ekseriyetle vazgeçtim.
Yalnız bırakın beni.
Gitmeden iki parmak içki doldurun şu bardağa.
Kuma karışmış toprak gibiyim.
Öyle kayıp.

12 Mayıs 2015 Salı

 
Annem yazdı benim bahtımı. O öğretti gitmeleri.
Toplar pılısını pırtısını, doldurur çocuk bezlerini çantaya, ''gidiyorum'' demeden, el sallamadan, kapıyı her zamanki doğallıkla kilitler, sanki pazara gidiyormuş gibi sakince, çeker giderdi.
Öyle mağrur, öyle çakır bakardı ki gözleri giderken, ne düşünürdü, kestirmek mümkün olmazdı. Onun gidişindeki endama kaptırırken kendimi, aklıma ne babamın ahvali, ne de geride bıraktığımız evimiz, oyuncaklarım gelirdi.
Kendi bavullarıma ve yollarıma sahip olacak kadar kadın oldum bir gün. Sevdiğim adamlar oldu. Kedi gibi sırnaştım ve sonra kedi gibi ansızın hayatından çıktım her birinin tek tek. Hiç bir yere sığamadım hatta sığmaktan da korktum. Korkularımı paraşüt yapıp atladım kimsenin görmediği uçurumların kenarından.  
Sevgi arsızı oldum. Sevesi olmayana da zorla sevdirdim kendimi. Sevildim. Sevdim. Sonra bana öğretileni yaptım ve gittim.
Zaman zaman karma gelip tokat gibi çarptı, benden daha hızlı gidebilenlere denk geldim. Küçük afallamalardan sonra yürüdüm, beklemek yerine yine gittim. Duramadım.
Durmam gereken yerde duramamaktan, gitme lanetini kıramamaktan ödüm kopuyor ve sonra çabucak bu düşüncelerin yarattığı korkudan da kaçıyor, zihnimi terk ediyor, konuyu değiştiriyorum.
''Bugün hava da ne kadar güneşli!''

26 Mart 2015 Perşembe

Bugün ''Dünya Ölmeme Günü''.. Yani Tomris Uyar öyle ilan etmiş. Hani Cemal Süreya demiş ya, ''Rakı içtiğin gün ölmezsin'' diye.. O hesap. Bugün, yarın, önümüzdeki hafta, sene, seneler, kimbilir kaç rakı sofrasına daha oturulur. Günün birinde mesela o rakı sofralarından birinde şöyle bir konuşma illa geçecektir.

'' Bi adam vardı. Karadenizli. Karadeniz'e benzerdi huyu suyu. Bir kapılsan dalgasına, vay haline. Pek çapkındı. Babası da çapkınmış zaten rahmetli. Benimki bi de ayran gönüllüydü ama demek. Ben onu bilemedim işte. Bıraktı gitti. Arkasını döndü ve yavaşça uzaklaştı. Mutluluğa atılmış son kurşunum gibiydi. Neyse ki sekmedi kurşun. Çok kısa sürse de, mutlu oldum ben. Onu bilemem tabi. Dediği gibi sevdi mi beni acaba, onu bile bilmiyorum. Niye gitti onu da bilmiyorum. Söyledi aslında birşeyler. Benim anladığım kadarıyla, ben onu çok sevmişim, o yüzden istememiş beni. Doğrudur. O söylüyosa doğrudur, ne diyim ki ben.
Şiir gibi içerdi şu mereti be. Koca bir yudum alırdı, kokusunu içine çeke çeke, sonra elinin tersiyle sakalını, bıyığını silerdi. Güzel adamdı işte, daha nasıl anlatayım ki başka? Benim onu sevmemi sevemediyse demek... Mutsuzluğa alışmıştı. Birileri alıştırmış olmalı zamanında. Mutlu olma ihtimali korkuttu onu, gitti birden. Çok sessizdi gidişi, gelişinin aksine. Bakakaldım ardından. Özler de gelir bi gün dedim de biliyodum tabi gelmeyeceğini. Öyle kısa bi hikayeydi işte. E hadi bu kadehi ona kaldırıyorum o zaman. Şerefe!''

Nazım yazmış. Cem besteleyip okumuş.


23 Mart 2015 Pazartesi



Senin kurduğun hayaller çok güzel oluyor hep sevgilim.

Sen bilmiyorsun, ben de hayallere dalıyorum zaman zaman.

Keşke hayallerini alıp ta çıkıp gelsen bana.

Bendekiler biraz kırık dökük ve acemiler ama seninkilere ekleyince mis gibi yeşerirlerdi kesin, biliyorum.

Sana bir gün kırılabileceğimin hayalini bile kuruyordum ama benden gülüşünü çaldığın için değil de, yıl dönümümüzü unuttuğun için kırılacaktım ben sana.

En sevdiğin hırkayı 100 derecede yıkayıp mahvettiğim için, mercimek köftesine unutup ta soğan kattığım için, rakıyı biraz fazla kaçırıp sensiz sarhoş olduğum için, son bir saatte 5 sigara içtiğim için kızman bana, pek güzel senaryolar olurdu mesela.

Maç izlerken sen, benim canim sıkılacaktı ve sen bunu mutlaka sezecektin. Seslenecektin içeriden.

Bi bira açıp gelecek, kolunun altına sığınacaktım ve paylaşacaktık bir şeyleri.

Beni bu koşar adım hayallerimle sevseydin ne güzel olacaktı.